Four Weddings and a Funeral

birnamormanindapiknikyapankiz tarafından

Biri bana “Aynı filmleri izlemeyi bırak” desin lütfen. Ben yine Hugh Grant krizine tutulduğum için Four Weddings and a Funeral’ı izledim.  Madem yeni film izlediğim yok aynı şeyleri elli kez izliyorken hiç değilse bunlar hakkında yazayım dedim.

16842_2

İngiliz mizahını sevdiğimi söylemiştim sanırım. Beni böyle biliniz: İngiliz mizahını seven kişi Birnam Ormaninda Piknik Yapan Kız ^_^

Four weddings and a funeral “ay gülmekten öleyim” türünde olmasa da insanın yüzünden tebessümü eksik ettirmeyen bir film. Aslında çok güldüğüm yerler var. ^^

tumblr_l9011cXZT41qa9074o1_500

Charlie (Hugh Grant) ve bekar arkadaş grubu aralarından hiç birinin nişanlı olmamasıyla gurur duyarken sıklıkla pazar günlerini düğünlerde geçirirler ve bu düğünlerde Charlie’nin yolu Carrie(Andie MacDowell) ile kesişir. Carrie, Charlie için şimşeklerin çaktığı kişi yani Charlie’nin ilk gördüğü andan itibaren tamamiyle sevdiği kişidir. Ancak düğünlerden düğünlere bir araya geleceklerdir. (Klişelerle dolu bir paragraf yazmayı başardığım için kendimi alnımdan öpüyorum.)
dasasd

Bu kez alıntılarla dolu bir yazı yazmayacağım. Kısa ve öz olsun. ^^ Sadece filmde geçen şiiri ekliyorum. (Bir şiir elimizin altında olsun filan dersiniz ihtiyaç olur ben elimden geleni yapıyorum. He konu cenazeli menazeli ama olsun adssadfalkzadafds 😀 )

tumblr_llvbu8Kv4T1qbmdb5o1_500

Orcinılı:

Funeral Blues  ( by Wystan Hugh Auden)

Stop all the clocks, cut off the telephone,
Prevent the dog from barking with a juicy bone,
Silence the pianos and with muffled drum
Bring out the coffin, let the mourners come.

Let aeroplanes circle moaning overhead
Scribbling on the sky the message “He Is Dead.”
Put crepe bows round the white necks of public doves,
Let the traffic policemen wear black cotton gloves.

He was my North, my South, my East and West.
My working week and my Sunday rest,
My noon, my midnight, my talk, my song,
I thought that love would last forever; I was wrong.

The stars are not wanted now: put out every one,
Pack up the moon and dismantle the sun,
Pour away the ocean and sweep up the wood,
For nothing now can ever come to any good.

 

Çevirisi:

Tüm saatleri durdurun, telefonu kesin,
Köpeği havlatmayın arkasında sulu bir kemiğin,
Piyanoları susturun, ve çalarken boğuk sesli davullar
Tabutu çıkarın dışarı, gelsin yas tutanlar.

Uçaklara inleyerek daireler çizdirin göklerde
Yazarken bu haberi, “O öldü.” diye,
Siyah fiyonklar takın beyaz boyunlarına güvercinlerin,
Trafik polislerine siyah eldivenler giydirin.

O benim Kuzey’imdi, Güney’imdi, Doğu’mdu ve Batı’mdı,
Çalışma haftam ve Pazar rahatımdı.
Öğlem, gece yarım, konuşmam, şarkım;
Sevgi sonsuza dek sanırdım, yanıldım.

Yıldızlar artık gereksiz, söndürün hepsini
Ay’ı paketleyin, parçalayın Güneş’i
Dökün okyanusu, süpürün ormanı
Artık hiçbir şey güzelleştiremez hayatı.

 

Not: Çeviriyi nereden aldım hatırlamıyorum. Her kimse ona teşekkürler. ^^

Not 2: Burayı Hugh Grant fotoğraflarıyla doldurmadan yazıyı sonlandırayım. 😀

adsdasjdhdfl

 

Reklamlar