Günlerin Köpüğü (Kitap+Film)

birnamormanindapiknikyapankiz tarafından

Gunlerin_Kopugu_kitap_kapagi_e

Günlerin köpüğü ilk kez Boris Vian okuyacak bir kimse için güzel bir başlangıç olmakla birlikte bu yıla dek baskıdan kaldırılmış oluşu uzunca bir süre kitaba ulaşmayı zor kıldı. Michel Gondry’nin yönettiği romandan uyarlama filmin etkisiyle roman bu yıl E yayınları’ndan baskıya girdi. Ancak not düşmeliyim ki E yayınları kapak tasarımından sınıfta kaldı. Kapak tasarımındaki koyu pembe ya da ona benzer renkli zemin üzerine nilüfer çiçeği kötü bir tasarımdı. Ayrıca kitabın kapağındaki dikkat çekici olacağı düşünülen “Çağdaş aşk romanlarının en çarpıcısı” yorumuyla kitabın salt aşk romanı olarak algılanması hata olur. Açıkçası Boris Vian’ın başka eserlerini okumuş olmasam bu yorum ve kapak tasarımı kitaptan koşarak uzaklaşmama neden olurdu. Çok mu acımasız oldu? Ancak kitap içerisindeki çok sık yer alan dip notlardan dolayı E yayınları’na teşekkür etmezsem haksızlık ederim. 🙂

Kitabın içeriğine gelirsek;

Colin adında hayatının kalanını çalışmadan yaşayabilecek serveti olan genç bir adam ve Jean-Sol Partre tutkusuna sahip genç mühendis arkadaşı Chick ve Colin’in “yemek pişirmekte yetenekli” aşçısı Nicolas ile kitaba başlangıç yapıyoruz.

Colin Chloé’ye aşık olana dek çalınan parçaya göre kokteyller hazırlayan pianokteyl gibi icatlar yapıyor.

6a00d8341bf71853ef017d42f102f5970c-800wi

Chick ise Alise arasındaki ilişki ise diğer bir hikaye çünkü Chick’in tutkusu hatta saplantısı ilişkilerinin hatta yaşamlarının gidişatında önemli bir yer tutmakta ve evet Jean-Sol Partre, Vian’ın kelime oyunlarından biri aslında bahsedilen kişi Jean-Paul Sartre.

“Günlerin Köpüğü” caz hatta çoğunlukla Duke Ellington parçaları üzerine kurulu bir roman. Hatta bunu kitabın kadın karakterlerinden Chloé’den anlamak mümkün.

“-Bu Colin, dedi Isis. Colin size Chloé’yi tanıştırayım.

Colin salyasını yuttu, Ağzı yanmış çöreklerden tutuşmuş gibiydi.

-Merhaba! dedi colin

-Merha… sizi Duke Ellington mu düzenledi? diye sordu Colin.

Sonra kaçtı çünkü aptalca bir şey söylediğini düşündü.”

“Plak seçimini iyi yapmıştı. Duke Ellington’un düzenlediği Chloé’ydi. Colin Chloé’nin kulak arkasındaki saçlarını ufak ufak ısırıyordu. Fısıldadı:

-Bu tamamen sizsiniz.”

Peki başta neden “Günlerin Köpüğü”nü salt aşk romanı olarak değerlendirmenin yanlış olduğunu söylemiştim?

Roman gerçeküstü bir ortamda yaşamın gerçeklerini; aşk, acı, acımasız çalışma yaşamı, hastalık, arkadaşlık ölüm gibi temaları ne eksik ne de fazla işliyor. Aslında çoğu kez bu masalsı ortama kendimizi kaptırmış oluyor ve orada yaşıyoruz. Kimi zaman Colin, kimi zaman Chick, kimi zaman Chloé hatta kimi zaman fare oluyoruz. Fare mi dedim? Evet, Fare hem de evi çekip çevireninden.

l-ecume-des-jours-photo-515b20db0b507

Boris Vian’ın yorucu olmayan bir üslubu var ve kısa sürede içine çekiyor. “Günlerin köpüğü” Vian’ın duyarlılığının, güçlü hayal dünyasının, etkili mizahının tam bir örneği. Mizah dedik ancak Vian’ın mizah anlayışı güldürmekten ziyade acı bir tebessüm oluşturuyor çünkü bu mizah, alaycılık ve abartıyla, zıtlıklarla dolu.

“-Dinle!… dedi.

Chick dinledi. Çalan, düzenlemesini Duke Ellington’ın yaptığı Chloé’ydi. Chick, Colin’ baktı. Benbeyaz olmuştu…

-Be…ben…kesmeye cesaret edemem…dedi Colin.

Chick elinden bıçağı aldı ve kararlı bir hareketle pastaya sapladı. İkiye böldü. Pastanın içinden Chick için Partre’ın yeni bir makalesi ve Colin için de Chloé’yle bir randevu çıktı.”

Vian bir çok imge oluşturur. Nesneler kelimenin tam anlamıyla romanda hayat bulur; Temizlik yapan, evi çekip çeviren, hasta odasına ışık taşıyan siyah bıyıklı gri fare,evde gezen bir kapı zili, çalınan parçanın etkisiyle şekil değiştiren odalar, evdekilere hakim olumsuz ruh halinden dolayı küçülen bir ev, görünümü değişen sokak, lavabodan yakalanan sonra da lezzetli bir yemeğe dönüşen yılanbalığı gibi.

Romana “evet, hayır, belki” anlayışı değil koşullara, kişilere göre değişen bir anlayış hakim ve bu Vian’ın birey odaklı ancak mutlu toplum idealine uygun bir yaklaşım.

Peki Jean-Sol Partre ve Chick ilişkisi nedir? Vian’ın aslında eleştirdiği Jean-Paul Sartre değil bir düşünce ya da bir kavrama körü körüne bağlanarak kişinin bağımsız bir birey olmaktan uzaklaşmasıdır. Chick’in tutkusu zaman içerisinde saplantıya dönüşür. Partre’ın eşyalarını dahil her şeyi toplamaya başlar, işini, ilişkilerini aslında kendini ihmal eder.

Bir de Chick’in karşıt karakteri denilebilecek aşçı Nicolas vardır. Nicolas bağımsız güçlü bir karakterdir. Mesela iyi dans eder, yemek yapmaktan anlar, ne yaptığını bilirmiş gibi görünür. Hatta mahalledeki “Ev hizmetkarları felsefe kulübünün” başkanıdır. Var olmak için bir topluluğa, bir düşünceye, akıma ihtiyaç duymaz.

Kitabın konusuna gelirsek Colin ve Chloé aşık olurlar, evlenirler ancak mutlulukları Chloé’nin acımasız bir hastalığın pençesine düşmesiyle gölgelenir. Bundan sonra umutsuz çırpınışlar ve acı gelir. Peki hastalık nedir? Söz konusu Vian olunca sıradan bir hastalık olmasını bekleyemiyoruz. Hele de hasta, aşık olunan kadın bir caz parçasına benziyorsa… Chloé’nin ciğerinde nilüfer çiçeği çıkar. Tedavi için Nilüfer çiçeği korkutulmalıdır ve bu ancak başka çiçeklerin kokusuyla mümkün olmaktadır. Colin tüm servetini tedaviye yatırır hatta yetmez eleştirdiği çalışma hayatına atılır.

-Neden bu kadar kibirliler? diye sordu Chloé. Çalışmak o kadar iyi bir şey değil mi ki?

-Onlara bunu iyi bir şey olduğu söylenmiş.  Genelde bu iyi bir şey zannedilir. Aslında kimse böyle düşünmez. Alışkanlıktan yapılır tam da bunu düşünmemek için işte.

Chick ve Alise ilişkisine dönecek olursak onlar da Chick’in saplantısından paylarını alırlar.

Kitap bir değil birçok hazin ölümle sonlanıyor hatta evin faresi bile intihar ediyor.

-Aslında, dedi kedi, canım pek istemiyor.

-Yanılıyorsun, dedi fare. Daha genceciğim ve son ana kadar çok iyi beslendim.

-Ben de iyi beslendim, dedi kedi. Ayrıca hiçbir zaman intihar etmeyi düşünmedim, anlıyorsun ya, bana neden saçma geliyor bu.

-Çünkü onu görmedin, dedi fare.

-Ne yapıyor? diye sordu kedi.

Aslında çok da niyeti yoktu öğrenmeye. Hava sıcaktı ve bütün tüyleri kendinden geçmişti.

-Suyun kenarında, dedi fare, bekliyor, ve saati gelince kalasın üstünde gidiyor ve ortasında duruyor. Suya bakıyor. Bir şey görüyor.

-Fazla bir şey göremez, dedi kedi. Bir nilüferden başka.

-Evet, dedi fare, öldürmek için onun yüzeye çıkmasını bekliyor.

-Çok saçma, dedi fare. Hiçbir anlamı yok.

21003887_20130507111329573.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Filme gelirsek sürrealist bir romanı hele de acı mizahi yönü olan bir romanı filmleştirmek zor olsa gerek. Film başta etkileyici ve içerisine çeker nitelikte olsa da ilerleyen kısımlarda yorucu oluyor. Kitap üzücü sonuna rağmen bende pamuk şeker etkisi bırakmıştı. Yumuşacık, cezp edici, hafif boğazı yakan bir his. Ne yazık ki bu etkiyi filmde bulamadım.

Not: Boris Vian’nın Günlerin köpüğü’nü iki günde yazdığı söyleniyor.

Not2: Kitap filme önceden iki kez daha uyarlanmıştır.

Lécume-des-jours

Reklamlar