Dur Tozunu Alayım, Biraz da Doctor Who 8. Sezon

birnamormanindapiknikyapankiz tarafından

Erteleme sonu gelmeyen bir davranış. Bir şeyi ertelediğinizde o bir günü, bir haftayı aslında uçurumdan aşağıya fırlatıp veda etmiş oluyorsunuz. Tamam, biraz abartılı oldu. Hiç değilse benim için durum bu şekilde. Bugün, yarın derken vakit geçiyor. Blog açarken “Tamam artık. Bundan sonra ertelemek yok, elimden geleni yapacağım.” demiştim. Ancak ertelemek huy olmuş bende. Her yazımda “bundan sonra düzenli yazacağım” diyorum. Yapıyor muyum? Tabii hayır. Benim doğam bu. :’) Bunu söyleyip işin içinden sıyrılmak doğru olmaz. Her şeyi yoluna koymaya uğraşacağım. Yoksa saçma sapan biçimde sürükleniyormuş gibi hissediyorum. Vakit geçiyor ve ben hiçbir şey yapmıyorum. Hâlbuki zamandan kıymetli ne var elimizde? Elimizde diyorum ama ona da sahip değiliz, hiçbir şeye gerçekten sahip olmadığımız gibi. Elimizden kayıp gidiyor her şey. Yine de çok şükür halimize.

Geçtiğimiz bir yılda yazmayı düşündüğüm çok şey oldu. Bir kısmını yazmaya başladım taslaklarda kaldı. Büyük kısmı ise unutuldu gitti. Son zamanlarda epey şey izledim/izliyorum. Yolda geçen vaktimi dizi ile değerlendiriyorum(değerlendirme denirse tabii). Haftada en az 13 saatim yolda geçiyor, İstanbul için bu süre normal sayılabilir ancak hayatımı boşa harcıyormuş gibi hissediyorum. İzlediğim dizilerin, filmlerin hiç değilse bir kısmını toplu yazı ile aradan çıkartmayı planlıyordum. Ancak bu yazılar alışkanlık yapıyor bende. Kısacık bir paragraf ve hop bitti! Sonra da üç beş ay uğramıyorum buralara. Aslına bakarsanız toplu yazılar erteleme huyumun bir sonucu. Bu nedenle toplu yazıyı rafa kaldırıyorum. Bitmek bilmeyen yeni yıl, pazartesi kararları vardır ya hani işte bu da öyle bir şey. Taslaklarımın tozunu alayım istiyorum.

dw

Gelelim Doctor Who’nun sekizinci sezonuna. Ne olursa olsun bu diziyle bağımın kopacağını sanmıyorum ancak bu sezonda daha doğrusu sezon finalinde beklediğimi bulamadığımı itiraf etmeliyim. Bu durumun Peter Capaldi ile zerre ilgisi yok. Bir doktor olarak kendisine ısınmakta problem yaşamadım, rolünün hakkını vermiş. Zaten bağrıma basmaya hazır vaziyette bekliyordum. :’) Final neydi Allah aşkına? Sezonu bitirdiğimde doyma hissi yaşamadım. Hatta izlediğim güzel bölümleri süpürdü gitti. Noel Babayı ekranda gördüğümde “Bu mu? Koskoca sezon bitti ve sonuç ne?” dedim. Neyse Santa Clause’cuğumun(Nereden bu samimiyet dostum?) olduğu bölümü bekliyorum artık. Danny Pink mevzusuna değinmeden konuyu kapatmak istemiyorum. Azıcık spoiler olacak dikkat! Bu adam çat diye girdi diye pat diye de çıktı, bir çatapat durumu söz konu yani. Danny Pink kadar gereksiz bir karakter olmamıştır sanırım. Clara ve Danny ilişkisini düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. Canım Claram saçma sapan bir insan evladına dönüştü bu pembiş yüzünden. Haydi, itiraf edin Clara volkana anahtarları attığı zaman önce “Ne anahtarı Allah aşkına? Zırvalıyorsunuz senaristler.” Sonra da “Clara sen de zırvalıyorsun. Karşındakinin 2000 yaşında bir Zaman Lordu olduğunu unuttun sanırım. Kimi kandırdığını sanıyorsun Allah aşkına? Danny yüzünden beynini bir kenera koydun herhalde. Kendine gel artık Claraaağğğ! Sen sıradan bir hatun değilsin, Impossible Girl’sün. Yapma annem, yapma gülüm.” demediniz mi? Clara’yı tutup iki tokat atmak bile geldi içimden. Bir kez daha söylemeden yapamayacağım, Allah aşkına ne anahtarı ya?

Tamam, son olarak namı değer Missy’ye yani Mistress’e geçiyoruz. Finale doğru kim olduğunu öğrendiğimiz bu hatunu önceki bölümlerde “Vaat edilen topraklara hoş geldin canım benim” derken görüyoruz. Ancak bu muhabbet bende hiç merak oluşturmadı. Ne zaman kim olduğunu öğrendim o zaman “Gitmeseydin, kal bebeğim. Gitmeee.” dedim. Spoilerdan kaçın a dostlar!!! Master mükemmel bir karakterdi. Missy’nin onun o rejenerasyonu olduğunu öğrendiğimde heyecandan zıpladım desem yeridir. Zaman Lordu olsun çamurdan olsun. Ama en güzel Zaman Lordu çatlak olandır. Bu durumda en güzel Zaman Leydisi çatlak olan oluyor. Ama Missy’ye doyamadan kopardılar onu bizden. Bildiğiniz geçiştirmişler Doctor ile Missy sahnelerini. Umudum sonraki sezonda Master’dan esintiler bulmak. Missy çok güzel bir rejenarasyon örneğiydi ancak Master’ı çok özlüyorum. Özlemek demişken River’ı da çok özledim.

Anlayacağınız finalde asıl üstünde durmaları gereken yerleri geçiştirip saçma sapan sahnelere ağırlık vermişler. Yok, arkadaş olmamış. Yine Danny Pink’e geliyorum ama tiksindim ben bu adamdan. Tüm sezon boyunca doktora etmediği laf kalmadı sonra da drama kasayım da izleyiciler beni sevsin diyerek diziden çıktı. Okkalı bir küfür bilsem onu bu Pembişe savurmak isterdim. Gerçekten final çok sıradandı. İşte büyük sözler söylendi, cesaret, sevgi, pişmanlık, bayatlık blablablaaa. Böyle gidiyor. Doctor Who izliyoruz arkadaşım, kıytırık holivud aksiyon filmi değil. Neden sıradanlaştırıyorsunuz diziyi? Bu konular elbet olacak ama işleniş biçimi fazlasıyla basitleştirmiş. Ey senaristler burada bir Birnam Ormanında Piknik Yapan Kız kan ağlıyor. Hayır, daha önce bir hatun-Torchwood bir şeyiydi sanırım– Cyberman’e upgrade –burada İngilizce yazdım diye kızmak yok, diziden dolayı bu yazım– ediliğinde ülkem, vatanım vihuu diyerek insani tarafını göstermişti. Ancak bu durum hiç rahatsız etmemişti. Ancak bunu Danny Pink’e aşk bilmem ne olarak uyguladığınızda vıcık vıcık, bayat bir sahne ortaya çıktı. Isıtıp ısıtıp getirmeyin bunları önümüze, rica ediyorum. Özet olarak final kötüydü, Capaldi çok iyi olmuştu diyerek 8. sezon yazısına son veriyorum.

Reklamlar